7 Kasım 2008 Cuma

meşguliyet

içip içip seni düşündüm bu gece
-yine

ama inan ki dert değil,
ertesi geceye de yapılacak çok işim var.

seni düşünüp düşünüp içerim
-yine

4 Eylül 2008 Perşembe

seni sevdim

seni sevdim, 
seni birdenbire değil usul usul sevdim. 
'uyandım bir sabah' gibi değil, 
öyle değil nasıl yürür özsu dal uçlarına 
ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara... 
seni sevdim... 
artık tek mümkünüm sensin.

Gülten Akın

yazarlar beni, benden daha iyi anlattıklarında utanıyorum yazmaya...

29 Temmuz 2008 Salı

Kül Vakti

hiç kafa yormamıştım ne demek kül vakti diye. öyle ki; yıllardır dinlediğim o şarkının sözlerine bakmak yeni aklıma geldi, şimdi öğrendim.

...

nar ağacında bir kucak zakkum
hangi yazdan kalma
canımı al benim al ışığımı
hüznüme dokunma
denize bandım ekmeğimi sana getirdim yar

suya karıştım şarkılarla gelmiyor bahar

kimse bilmiyor derdimi
ateşe attım kendimi
geçti zamanı ateşin aşkın
şimdi kül vakti ...

Ezginin Günlüğü

26 Temmuz 2008 Cumartesi

ağlamak güzeldir

ağlama, derin bir üşüme ve uyku hissi ile gelir. uyandığınızda ise şişmiş ve kızarmış iki tane göz ve her nabız atışında zonklayan bir beyin ile başbaşasınızdır. ama...

ağlamak güzeldir
süzülürken yaşlar gözünden
sakın utanma

ağlamak öfke
delice nefret
doruklarda aşk
doyumsuz sevinç
kahreden keder
kısaca hayat
ve nefesindir
ve nefesindir

ağlamak şu gelip geçici dünyada
herşeye rağmen varolmak demek
ağlamak yaşayan binlerce duygu
insanca ve coşkulu güzel birşeydir

ağlamak senin kara dünyada
hala sevdiğin ve hissettiğin
tüm güzelliğin ve çirkinliğinle
varolduğundur, varolduğundur...


sezen aksu

15 Temmuz 2008 Salı

Oysa

günün ilk şarabı ne güzeldi,
hani kadeh gibi ince belinden tutup da
dudaklarından tekrar tattığım.
inan şimdikinin hiç tadı yok

11 Şubat 2008 Pazartesi

Sen

güzellik,
insan aklının bilip de anlatamadıklarını gözleriyle görmesi ise
sen,
aklımın bilip de anlatamadığısın

4 Şubat 2008 Pazartesi

Taslak

şu an içi tam bir ucube. belki bişeylere benzer ilerde.

kendime dokununca farkettim
buz tutmuş ellerimden rahatsız olduğumu
soğuktular, sanki benim değildiler
sanki senin ellerindi, yabancıydılar

- oysa ki sen bana hiç dokunmadın

şimdiye kadar sevdiklerime hiç dokunamadım
fakat, dokunduklarımı sevmeye çalıştım

- ama olmadı

şimdi ellerim beni sevmeye çalışıyor

- soğuk canımı yakıyor

anladım ki zor zamanlarda daha eğilimli oluyor insan yazmaya. yazacak şeyleri oluyor.oysa boşluk yazılmaz ki...

2 Şubat 2008 Cumartesi

Sevmek Kolay

...
bir sıcak söz, bir demlik çay

işte sevmek bu kadar kolay
...

Ezginin Günlüğü

31 Ocak 2008 Perşembe

geceyarısını yaşamaktan yorgunum

"eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum" dizelerinden sonra farkettim eflatunun ne kadar da acı bir renk olduğunu. İşte bu dizelerle başlıyor Attila İlhan'ın Kaptan şiiri. İnsanı Paris sokaklarında, hem de daha önce hiç görmediği, hiç bilmediği Paris sokaklarında, darmadağan eden bu şiir hakkında mutlaka yazmam lazımdı. Aşkın umutsuz yüzünü Attila İlhan kadar iyi anlatan çok az şair vardır. Kaptan'da Attila İlhan'ın bu umutsuz yüzü gösterdiği şiirlerinden biri bence. Yalnızlığı, umutsuzluğu o kadar güzel betimlemiştir ki koca şiirden alınan bir iki mısra herşeyi anlatmaya yeter de artar.

...
yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim
...

...
yanımda olduğun zaman her zamankinden yalnızım
...

Bir anda çeker koyar sizi çaresizliğinin ortasına. Ne yapacağınızı şaşırırsınız. En sevdiğim kısımlarından biri de zaten bu çaresizlik üzerinden varolmaktaydı bana göre.

...
kalbim bakır bir mangır gibi boynuma asılmış
ondan kurtulmak için sürgünlere gitmeye razıyım
nehir gemilerinde muçoluk etmeye ölmeye
seni terk etmeye razıyım parasız pulsuz çekip gitmeye
kur’andaki bütün belalara tevrattaki bütün belalara
ibranice öğrenmeye razıyım hapis yatmaya
kalbim yüzünden madem ki ellerimi parçaladım
kalemimi kırdım hayatımı çiğnedim ağladım
madem ki en büyük düşmanım kalbim benim kendimim
onu inkar ediyorum kalbimi inkar ediyorum
...


Belki şiirin son iki dizesi değil ama birazdan yazacağım dizeler bir "son"'u anlattığı o kadar aşikar ki...

...
ben ki yaşadıklarımı büyük dinler gibi yaşıyorum
sen artık bir din değilsin bunu biliyorsun
...

29 Ocak 2008 Salı

Dönüş

Rutkay Aziz'den duymuştum. "Ankara mı İstanbul mu?" diye sorduklarında; "Yahya Kemal'in de dediği gibi Ankara'nın nesi güzel dediklerinde, İstanbul'a dönüşü diyorum..." cevabını veriyordu.

Aşk dedikleri de; sevilme, değer görme güdülerimiz peşinden yaptığımız, insandan insana olan yolculuklardan başka birşey olmasa gerek. insanlar müteharrik, yollar sabit.

Yolları sevmeden yolculuk etmeye çalışmaksa karabasandan başka bir şey değil. Murathan Mungan'dan bir alıntı. Belli ki yolları seven birinin itirafı.


bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum,
bildiğim ancak aşıkken var olduğum...
işte bu yüzden, benim için aşık olmak;
çoktandır hasretine katlandığım yokluğum.
'eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar
hiçbir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, '
demiş La Rochefoucauld
benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum...


Bir gerçek daha var ki o da; François la Rochefoucauld belli ki yolları sevmeyenlerden bahsetmiş burada. Attila İlhan'sa şöyle diyor Yalnızlığı Denemek şiirinde;


sevmek insanın yüreği kadar
küçükse büyüğünü taşıyamazsın
yalnızlığı da dene oldu olacak
nasıl yankılanır derinden derine
iyi midir kötü mü çıkaramazsın


Niye korkulur ki yalnızlıktan bu kadar. Evet yankılanıyor derinden derine ama iyi gibi sanki...

27 Ocak 2008 Pazar

Başlangıç

Martı sesleriyle yumsam gözlerimi
Akşam güneşinin kızdırdığı kayanın üzerinde

Ne gün dönse
Ne deniz kıpırdasa

Kapatsam sımsıkı gözlerimi

Ne gün dönse
Ne deniz kıpırdasa

Yüzüme vuran güneş alsa kızıllığıyla
Gözkapaklarıma vuran karanlık yalnızlığı

Ne gün dönse
Ne...

Ocak 08

Neydi tekrar yazmaya başlatan beni. Öyle sesimi duyurma hevesim falan da yok artık. Ne kadar yazacağım da belirsiz, daha doğrusu bunlara ne kadar katlanacağım. Bakalım...